Anasayfa / Tüm Kategoriler / Felsefe / Ahlak Kavramı

Ahlak Kavramı

“(İnsan ahlaki bir varlıktır) ifadesi, yalnızca insanın ahlaki davranabildiğini anlatır, yoksa sadece onun ahlaki bir muameleyi hakettiğini değil. Ahlaki eylemde bulunmak insana özgü olsa da, ahlak-dışı bir muameleyi hak eden hiçbir canlı yoktur. Birinin bir kediye işkence etmesi, yalnızca canilikle açıklanamaz, yaptığı, bir insana eziyet etmesi kadar ahlak dışıdır.”

Yavuz Adugit

Etik-1024x768

 

Bizi eylemlerimizi gerçekleştirmeye yönelten amaç ve niyetlerimizin; aklın yasalarını esas alması ve sonuçlarının doğaya ve diğer nesnelere zararı olmaması durumu mudur ahlak? Yani Platon’un da dediği gibi “iyi ideası”nı kavrayıp davranışlarımızı ona uygun olarak gerçekleştirmek midir? Yoksa ahlak genelgeçer bir yasası olmayan ve de tek kriteri bireysel vicdan olan soyut bir kavram mıdır(ahlaksal görecelik)?

İnsanoğlu, hayata geçirmeden önce tüm eylemlerini düşünür ve düşünme yetisine sahip olan tek canlı olarak kabul edilir. Peki insanın eylemleri, doğa ve diğer canlılar için kötü sonuçlar doğuracak olsa dahi insan bunları hayata geçirebilme özgürlüğüne sahip midir? Yoksa insanın davranışları Kant’ın da belirttiği gibi aklın yoluyla kavranabilecek belirli bir ahlaki yasa doğrultusunda olmalı ve de iyi ve sorunsuz bir düzenin hakim olması için kimse bu yasayı çiğnememeli midir? Bu soruları cevaplamak için ilk başta ahlaki davranışın temelini oluşturan erdem, irade ve özgürlük kavramlarını ele almamız gerekir. Erdem,insanın iyi olana yönelmesi ve de insanın bu doğrultuda eylemlerde bulunma durumu iken irade ise; aklın ve etiğin yasalarını kişisel hazlarımızdan ve kendi çıkarlarımızdan üstte tutup o doğrultuda hareket edebilme gücüne sahip olmasıdır insanın. Özgürlük kavramını ise; insanın davranışlarını başka hiçbir faktörü göz önünde bulundurmadan tamamen kendi özgür iradesiyle karar verebilme hakkı olarak tanımlayabiliriz. Ama bu tanıma karşı çıkan düşünürleri(Örneğin:Schopenhauer) de unutmamak gerekir.O düşünürler evrende insanın iradesi dışında gelişmiş olan ve de insanın değiştiremeyeceği birtakım doğal zorunluluklar olduğunu belirtip insanın eylemlerinde tam olarak özgür olmadığını belirtmektedirler.(Determinizm)Aslında her iki görüşü de ele alacak olursak insanın davranışlarından tam ya da belirli bir ölçüde sorumlu olduğu kanaatine varabiliriz.O halde insan iyi ve kötü davranış sergilerken bunların sonuçlarını farklı açılardan ele almalı ve de olumsuz sonuçlar yaratacak eylemlerin kendisine de kötü etki edebileceğini düşünmeli ve bu tür kötü eylemleri yapmaktan kaçınmalıdır. Yani ahlaki davranışlar sergilemelidir. Öyleyse bu düşünceleri baz alarak ahlaki davranış kavramını; kişisel yararı değil çoğunluğun yararını baz alan ve de doğada işleyen düzene zarar vermeyip iyiye ulaşmayı hedefleyen davranışlar bütünü olarak tanımlayabiliriz. Yukarıdaki tanımdan yola çıkarak ahlakın ve ahlaki davranışların sadece insanlar arası ilişkilerle ilgili olmadığını; insanın etkileşim içinde olduğu tüm canlılarla doğrudan ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Yani bu düzenin içindeki tüm canlılara ahlaki davranılması gerektiği sonucuna varabiliriz. Olaya pragmatist yönden bakacak olursak çevremizdeki diğer canlılara zarar vermenin sonunun bize de olumsuz etki yaratacaktır. Çünkü o canlının da evrende işleyen düzende bir görevi vardır ve biz de bunu unutmamalıyız ve de onlara karşı göstereceğimiz tavırları ahlaki ölçüte göre ayarlamalıyız. Örneğin; çevresindeki bitkilere zarar veren bir insanı ele alalım.Bu insan aslında çevresine değil kendine zarar veriyordur çünkü bitkiler o insanın yaşaması için gerekli olan oksijeni üretmesinin yanı sıra o insanın etini yediği hayvanların beslenme kaynağıdır ve de ekosistemde önemli bir yere sahiptir.Daha önceden de belirttiğim gibi bu insan aslında bitkiye değil kendi çıkarlarına zarar veriyordur ve de kendine fayda yerine zarar sağlıyordur. Bu yüzden de diğer canlılara etik değerlere uygun yani ahlaki bir şekilde davranmalıdır.

Tüm canlıların ahlaki davranış hak ettiği olgusuna tasavvufi düşünürler ise bambaşka açıdan bakmışlar ve de evrende var olan her şeyi Tanrı’ya dayandırıp buradan hareketle çeşitli düşünceler üretmişlerdir. Genelde tasavvufi düşünürler çevrelerindeki tüm canlıları Tanrı’nın bu hayata yansıması olarak görür. Yani tüm canlıların özünde Tanrısal bir nitelik taşıdığını kabul eder ve bu yüzden onlara ahlaki kurallar çerçevesinde yaklaşılmasının gerekliliğini savunurlar. Bu düşünceye Mevlana’nın “Yaratılanı sev yaratandan ötürü.” sözünü örnek verebiliriz. Hacı Bektaşi Veli gibi bazı tasavvufi düşünürler ise insan-i kamil(hayatın her anlamında olgunluğa erişmiş insan) olmanın anahtarının tamamen güzel ahlaktan geçtiğini düşünür ve de güzel ahlakın; insan olsun olmasın çevredeki diğer canlıların hepsine ahlaki sınırlar çerçevesinde yaklaşılmasını gerektirdiğini savunur.

Sonuç olarak yukarıdaki paragraflardaki çeşitli görüşlerin hepsi tek bir sonuca çıkıyor: Tüm canlılar ahlaki muameleyi hak eder ve de bu canlılardan herhangi birine kötü muamele yapılması en az insana kötülük yapılması kadar kötüdür ve de bu muamelelerin yapılmasına göz yumulmamalıdır.

 

 

Yazar: yektaakinci

Buna da bakın

WhatsApp Image 2018-06-05 at 01.00.45

40 Yıllık Hatrın Sırrı

Bazen dert ortağı, bazen keyfin anahtarı, bazen yağmurlu havaların süsü, bazen de öğrencilerin direnci. Ne …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir