Anasayfa / Tüm Kategoriler / Bir Treni Beklemek

Bir Treni Beklemek

11

Bir yazısını okumuştum Haydar Ergülen’in. “Tren aşırı şehirler” diyordu denizin uzanamadığı yerler için. Bir garda oturup beklemenin hüznünden haberdar olanlar iyi bilir bunu aslında. Bir vapuru beklemenin hissinden uzak, bir türlü gidilemeyen iskelelerdense daha yakındır insana.

Eski bir şehri sevmek gibi bakıyor kimi zaman gözleri trenlerin. Biri alıp götürsün kendisini diye bekliyor satılığa çıkmış biletleriyle. Çocukluğunu öne sürüyor kimi zaman, kimi zaman uzaktan gelecek yabancının yüzünü, kimi zaman da aklının ucundan geçmeyen o tanıdık sesi özlemenin güzelliğini. Geceyi ya da gündüzü, kaybettiklerini ya da bulduklarını, kendinden kalanları ya da kendine bırakılacakları; trenin farklı vagonlarına yerleştiriyor insan beklerken. Geçmiş ve gelecek arasında hangi noktada olduğunu en iyi bir treni beklerken anımsıyor. Hepsinden ayrı bir güzellik çıkarıp birleştiriyor hikâyenin sonunda, beklediği istasyona trenin gelmesine birkaç dakika kaldığını anladığında. Yaşanmışlığa sahip olmanın huzur veren yanını belki de en çok bir garda oturmuş, eski bir şehirden gelen treni beklerken dinliyor.

Ben aslında iklimi bozkır olan şehirlerden ve insanlardan umudu kesmemek adına yazdım bu sayfayı. Eski bir şehirden gelecek treni beklemek “senin için buradayım ben” demenin sözsüz hali gibi bozkır şehirlerinde çünkü. Birlikte binilecek bir treni hayal etmekse “hayattayım” demenin yolunu bulmak yerine sayılıyor yine. Size demek istediğim; “tren aşırı” da olsa, deniz aşırı da, bir treni beklemenin hüznünü ve bir kavuşma sahnesinin diyalektik harmonisini tatmadan dünyadan silinmek haksızlık kendinize.

 

 

.

 

Yazar: nigarminepersembeoglu

nigarminepersembeoglu

Buna da bakın

5

17’si Olmasa Güzeldir Ağustos

17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02’yi gösterdiğinde acı bir sarsıntıya uyandı Marmara. Kayıplar büyük oldu, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir