O.J’in hikayesinin hikayesi

“Jay Z’den de böylesi beklenir zaten”… The Story of O.J’i ilk duyduğumda verdiğim tepki tam olarak buydu. Altyapısının prodüksiyonuna saatler harcandığı belli olan şarkı, dünyaca ünlü blues-soul sanatçısı Nina Simeone’nin “Four Women” isimli şarkısından da kesitlerle zenginleştirilmiş. Sözleriyse tek seferde anlaşılamayacak kadar vurucu; dinleyiciden ciddi bir araştırma mesaisi talep ediyor. Lakin bu yazıyı yazmamdaki itici kuvvet bu bahsettiklerim değil. Bir şarkıdan bu denli etkilendikten sonra hemen hemen herkes klibini de merak edip izlemek ister; çünkü klipler, sanatçıya hedef kitlesinin belki de en önemli duyusuna hitap etme olanağı tanır. Keşke bu klibi her seferinde zihnimden silip, tekrardan ilkimi yaşayabilsem. Çünkü daha önce hiçbir “dehşete düşme”den bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum. Eski Walt Disney-Looney Tunes teknikleriyle yapılmış klip: ilk başta anne-babalarımızın sürekli bahsettikleri “bizim zamanımızdaki” siyah-beyaz çizgifilmlerden izleyeceğimizi düşündüm –yanılmışım. Dört dakika boyunca, geçtiğimiz yüzyılda Afro-amerikalıların karşılaştığı ırkçı stereotiplerin neredeyse tamamının bir kolajına maruz kaldım. Jay Z böyle bir işe imza atarak büyük tepkilere yol açma riskini almış anlaşılan. Milyonları ilgilendiren ve milyonların hayatına mal olan ırkçılığın eleştirisi-satiri, belki de olabilecek en realist, en cesur şekilde hayata geçirilmiş. Ayrıca dünyanın zirvesine oturmuş olan siyahi sanatçı, herkesin karşısında kafasını kuma gömdüğü meselelere değinmenin yanında, siyahi toplumun vaktinde yaptığı hataları da yüzlerine vurmaktan çekinmemiş. Ben de şarkının altında yatan mesajları sizlere anlatmaya çalışacağım; biraz kanıtlarla, biraz da kendi perspektifimden konuşarak. İşte bu sebeple, ilk önce bu klibi küçük yaştaki kişilerin izlememesi gerektiğini, zaten izleseler de büyük ihtimal bir şey anlamayacaklarını belirterek başlamak isterim.

O.J… O.K…

Şarkının ismi ünlü Amerikan futbolu oyuncusu ve film yıldızı O.J. Simpson’dan geliyor. Bu spora ya da Amerikan gündemine merakınız yoksa, kendisini “Çıplak Silah” filmlerinden tanıyor olabilirsiniz. Sportif ve medyatik hayatı boyunca ciddi başarılara imza atan Simpson, ülkesindeki siyahi komünitenin de gözbebeği olarak görülüyordu.

1994 yılında gerçekleşen bir cinayet, tüm dünyayı ekran başına kilitler. Simpson’un eski eşi ve bir arkadaşı, evlerinin bahçesinde defalarca bıçaklanmış şekilde ölü olarak bulunurlar. Cinayet mahalinde bulunan kanlı bir eldivenin diğer tekinin futbolcunun evinden çıkması sonucu, Simpson hakkında tutuklama kararı çıkarılır. Elinde, kafasına tuttuğu bir tabancayla saatlerce polisten kaçan Simpson, milyonların televizyonlarından izlediği, tabiri caizse bir “kobra takibi” yaşayarak en sonunda polise teslim olur.

O.J Simpson davası neredeyse tüm dünya televizyonlarından canlı olarak yayınlanır. İşin ilginç tarafı ise, Afro-amerikan halkının, hakkında bunca suçlama bulunan bir insanı gönülden savunmasıdır. Simpson’ın arkasında bulunan bu destek, davayı basit bir cinayet olayı olmanın dışına taşıyarak, olaya ırklar-arası bir boyut kazandırır. Davayı detaylı olarak araştırmak isterseniz, hakkında yüzlerce makale ve belgesel mevcut. Özet geçmek gerekirse, uzun bir mahkeme sürecinin ardından, Simpson suçsuz bulunur. Çoğu hukuk insanı, bu kararın dönemin Amerika’sının siyahilere karşı olan hassasiyetle –kısa zaman önce dört ırkçı polisin siyahi bir genci döverek öldürmesi gündem olmuştur- ve Simpson’un arkasındaki dev destekle alakası olduğunu düşünmektedir. Pozitif ya da negatif ayrımcılık fark etmez; ırkçılık O.J. Simpson Davası’nın sonucunu etkilemiştir.

Farkımız yok

“Ben siyahi değilim, ben O.J.’im”. Bu cümlenin dava esnasında Simpson tarafından kurulduğu kanıtlanmasa da, çoğu insanın aklına kazınmıştır. Dünyaca ünlü bir rol model olarak, genel-medyatik algı olarak olumsuz olarak nitelendirilen Afro-amerikan kültürünün öncüsü olarak değil de, başarılı bir birey olarak anılması gerektiğini düşünüyor Simpson. Haklı ve haksız olduğu yönler vardır, tartışılır. Milyonlar tarafından sembolleştirilmek, doğal olarak insanı etkiler, hele ki bu derisinin renginden kaynaklanıyorsa, ciddi bir rahatsızlık ve kabullenmemezlik yaşanması normaldir. Jay Z de şarkıya nakaratla başlıyor: “Açık zenci, koyu zenci, aciz zenci, gerçek zenci, zengin zenci, fakir zenci, ev zencisi, tarla zencisi… Sonuçta zenci…”. Dünya tarihinin en çirkin lekelerinden birini bu şekilde anlatıyor. Amerika’nın yarısına sesleniyor: “Ne yapmaya çalışırsak çalışalım, ne olursak olalım, onların gözünde zenciyiz”. Nakaratın bitiminde de, paragrafın başında Simpson’ın kurduğu “kabullenememezlik” cümlesini kuruyor ve alaycı bir şekilde cevap veriyor, “O.K…”. Bu esnada klipte gösterilenler de, söylemeye çalıştıklarını bir bir destekliyor. Farklı siyahi insan tiplemeleriyle ve Simpson’ın çizgi film halini kullanarak, “ne yaparsanız yapın, fark etmeyecek” diyor.

Evet, “ev zencisi, tarla zencisi” ifadelerini kalın puntoyla yazdım, çünkü bu kelimeler göründüklerinden çok daha derin anlamlar taşıyor. 18. Yüzyıla gelindiğinde, coğrafi keşifler ve sömürgecilik faaliyetlerinin de etkisiyle, ırkçılık adeta kurumsal bir yapıya ya da bir “finansal pazara”dönüşür. Zorla topraklarından edilen siyahiler, beyazların tarlalarında köle olarak çalıştırılmaya başlarlar. İnsan aklının ermeyeceği kadar kötü koşullarda, inanılmaz iş yükleriyle çalıştırılan bu kişiler, insan değeri görmezler. Fiziksel özellikleri ve “işe yararlıkları” düzeyinde fiyatlandırılıp, pazarlarda satılırlar. Her tarlada bir ya da iki kişi, diğerlerinden daha şanslı bir konumdadırlar; çünkü efendileri, onları diğer kölelerin başında durması için tutarlar –bu kişi genelde en yaşlı ve tecrübeli olandır. Diğer siyahiler kulübelerde ya da ağıllarda yaşarken, “ev zencileri” çiftlik evinde bir odaya dahi sahiplerdir. Daha önce de bahsettiğim gibi, “O.J.’in hikayesinde” bu rütbelerin bir farkı yoktur, sonunda herkes aynı kapıya çıkacaktır. Sadece deri renklerinden dolayı ayrım gören bu insanların, yüzyıllar boyu mücadele etmesi –bu mücadele hala sürmektedir– ve sanatçının bu sözleriyle adeta “unutmayın” diye bağırması, gerçekten acı vericidir.

Aptallık ediyoruz

Irkçılık, Amerikalılar için zaman olarak uzak bir kavram değildir. 20. Yüzyıl kentleşmesinden itibaren de ayrım gören siyahiler, zulümden korunmak için şehirlerin belli başlı noktalarına yerleşerek komün hayatı yaşarlar –ilginçtir ki, Almanya’ya göç eden Türkler de neo-nazizm hastalığından zarar görmüşler, evlerinden edilmişler; bunun sonucu olarak benzer tepkiler gösterip, Berlin’in Kreuzberg semtine yerleşmişlerdir. Ayrımcılık etkisi, her zaman ayrımcılık şeklinde tepki görür-. Siyahi gençler, şehir hayatında dışlamaları sebebiyle, kendi okullarını, işyerlerini kurarlar, sadece birbirleriyle dolaşırlar ve iletişim kurarlar; diğer bir deyişle hayatlarını surlarla çevirirler. Bu sırada gençlerinin birçoğu evlerini geçindirmek adına gece hayatına ve sokağa alışır, illegal olarak madde ve silah ticareti yapmaya başlarlar. Sürecin sonu çeteleşmeyle biter.

Otobüslere dahi sadece “renkli” kısmında binebilecek derecede ayrım gören siyahi halk – The Story of O.J’de buna da bir sahne ayrılmış– , artık birbirini öldürmektedir. Açıklaması saatler sürecek bambaşka bir konu olduğundan; çeteleşme dönemini ayrıca araştırmanın yanında, East- West coast, Bloodz- Cribs kavgalarını da incelemenizi öneririm.

Sonunda devlete ait olan binaları ve mahalleleri korumak için birbirine giren siyahi gençleri de eleştirmekten uzak kalmıyor Jay Z; ki kendisi de gençliğinde bu hayat tarzını en derinden benimsemiş kişilerden biridir. “Annelerinizin zar zor kirasını ödediği mahalleler için canınızdan olmayın” diyor: burada “kirasını ödediği” kısmı çok önemli. Kendi insanınızla kavga etmekten öte, sizin olmayan binalar için canınızı vermenin hiçbir anlamı yok.. Bu dizelerin geçtiği esnada klipte kurşunlanmış melekler şeklindeki yüzlerce siyahi erkek figürü gökyüzüne doğru kanatlanıyor.

Yatırım yapmalıyız

Şimdi şarkıdan, kendisini çok açık bir şekilde anlattığını düşündüğüm bir kısmı alıntılayacağım: “Tüm lüks arabaları satın aldım, keşke her şeyi başa sarabilsem. Dumbo –Brooklyn’de bir mahalle– Dumbo olmadan önce oradan bir yer satın alabiliyordum, 2 milyon dolara falan.. Bugün aynı bina 25 milyon dolar ediyor. Tahmin et nasıl hissediyorum.. Dumbo –İngilizce aptal manasına gelen dumb’dan türetilmiş-“.

Afro-amerikalılar, 2000’lerden itibaren tüm dünyada pop ve rap piyasasını kasıp kavurdular. Çok ciddi paralar kazanmaya başlayan bu insanların da birçoğu, ün ve varlığı yönetmekte başarısız oldukları için iflasa sürüklendiler. Bu akımın en büyük isimlerinden olan Jay Z’nin The Story of O.J.’de vermeye çalıştığı ana mesajların başında, Amerikalı siyahilerin para yönetimini iyi öğrenmeleri gerektiği geliyor. Yıllarca hor görülmenin ardından raple beraber şaha kalkan siyahiler, müziğin kültürünü “parayı savurup lüks içinde yaşamanın sizi daha yüce bir insan yapacağı” algısıyla doldurdular. Şarkıların birçoğunda ne kadar zengin olduklarından ve ne kadar harcadıklarından bahsederken adeta birbirleriyle yarışan sanatçılar, çok önemli bir noktayı gözden kaçırıyorlardı: bazı mallar amortisman(depreciation) etkisiyle değer kaybederken, bazıları değer kazanır. Tıpkı önceki paragrafta Jay Z’nin bahsettiği Dumbo’daki ev gibi. Evet, herkes lüks içinde yaşamanın hayalini kurar; fakat bu hayalini gerçekleştirebilen çok az kişi vardır. Özellikle yokluk içinden gelip de varlığa boğulan biriyseniz, etrafınızdaki kişilere ve aksiyonlarınıza büyük miktarda özen göstermeniz gerekiyor. Ne kadar yüksekten düşerseniz, o kadar canınız acır. Jay Z bunları açıklarken, sözlerinde bir emir kipi kullanmıyor, ya da bir öneri vermeye çalışıyor imajı yaratmıyor. “Ben bunları yaptım, sonucu bu oldu” dercesine, neden-sonuç cümleleri kurarak hikayeyi anlatıyor. Zaten dünyanın tepesindeyken birine ders vermek için çaba gösteriyor algısı yaratmak mantıklı olmazdı.

Argümanlarını güçlendirirken, Amerika’daki Yahudi nüfusunun büyük tepki gösterdiği şu dizeleri yazmış: “Bir striptiz klübünde paranı ezmekten daha önemli ne var biliyor musun? Kredi vermek. Yahudilerin neden Amerika’daki tüm mal-mülke sahip olduklarını merak ettin mi hiç? İşte bu şekilde”. Otoritelerden ciddi şekilde “anti-semitist” yorumları gören The Story of O.J.’i savunurken Jay Z; şarkı boyunca kendi halkına demediğini bırakmadığını, insanların gereksiz bir duyar yaratma çabasında olduğunu ve yorumların gereksiz olduğunu söylüyor. Bu cevabı vermenin ne isteyeceğini düşünmeyi de size bırakıyorum…

Günümüz müzik piyasasında, her boyutuyla bu ölçüde fark yaratabilen yapımlar bulmak ne yazık ki çok güç. Ben de şahsi olarak rap müzik tarihinin en başarılı ve dikkat çekici şarkılarından biri olduğunu düşündüğüm The Story of O.J.’in arkaplanda yatan mesajları sizlerle paylaşmak istedim. Sağlıcakla ve müzikle kalın. Paranızı dikkatli harcayın.



1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*