Genel

Arttıkça Azalmak

Her şeyin hızla değiştiği bu dünyada, sevginin ve güzel olan her duygunun içerisinde yavaşlamak gerektiğine inanıyorum.

Yaşam sürekli değişmekte olan bir döngüdür ve bu değişimin içerisinde insan çoğu zaman kendini, kendinden uzakta ve koşulların içerisinde şekillenirken bulur. Özellikle günümüzde, her şeyin gelişen teknoloji ve artan imkanlar ile ivme kazandığı bu dönemde, kendimize yetişmek, durup düşünmek, sorgulayıp üretmek yerine, hazır olan cevapları, hazır olan ürünleri hızla seçip, farkında bile olmadan büyük bir tüketim toplumuna dönüşüyoruz. Bu tüketim bizi anlık tatmin ederken, bir süre sonra nedenlerini bulmakta zorlandığımız bir mutsuzluğa, anlayışsızlığa ve aslında bir kaybedişe doğru sürüklüyor. Hayatımızı duygusal, maddi, manevi her yönden etkiliyor. Her alanda olanı görebilmek, hissedebilmek zorlaşıyor.

Kendimize ve çevremize karşı görünmeyen duvarlar örmeye başlıyoruz. Kendimizi yer aldığımız her şeyin içerisinde yeniden konumlandırıyoruz ve bu durumu adeta bize ait olmayan bir gözlüğün camlarından etrafa bakmak gibi düşünebiliriz. O gözlük ile baktığımız zaman da cisimler var ama görüntüleri gerçek değil. Örneğin, gün içerisinde bir çok insanla karşılaşıyoruz. Farklı farklı sohbetlerin içerisinde yer alıyoruz. Peki kaç kişi bizi gerçekten dinliyor? Çoğu zaman neredeyse geçiştiriliyor ya da dinlenmek için dinleniyoruz ve belki de aynı davranışları biz de sergiliyoruz ve asıl sorun burada başlıyor. Çünkü, sonrasında bu davranışlar olması gerekenmiş gibi normal olmaya başlıyor. Algı değişiyor. Beklentiniz değişiyor ve çok daha kavramsal ilerleyecek olursak sevginin, anlayışın, dostluğun sizin için anlamı ve ifadesi değişiyor ve bu değişim bireyden topluma yansıyor. Toplumsal değerlerde değişime yol açacak  kadar büyük bir etki bu çünkü biliyoruz ki toplumun en temel taşı bireydir. Hız arttıkça tüketim, tüketim arttıkça hız artıyor ve bu artış ne ilişkilerinizde ne de kendi iç dünyanızda olumlu bir artışa neden olmuyor. Belki anlık, belki de kısa süreli mutluluklar getirerek, yaşam boyu sahip olabileceğimiz huzuru, azmi, düşünmeyi, anlamayı daha mutlu bir yaşamı bizden alıyor. Çünkü, insan sadece alan olmaya başladığında, tatminsizlik de başlıyor. Hız beraberinde sabırsızlığı da getiriyor. Örneğin, ben kitap okumayı çok severim. Fakat, bir dönem yoğun bir şekilde sosyal medya kullanmaya başlamam ile ve aynı zamanda videolar ile bilgi edinmeye başlamam ile birlikte artık sadece 200 sayfalık bir kitabı değil kısa bir makaleyi okumak bile benim için zorlayıcı olmaya başladı. Çünkü, insan hızlı bilgi almaya, hızlıca o bilgileri tüketmeye başladıkça durup kendine sindirmek için zaman vermek yerine, hemen bilgilerine  bir yenisini eklemeye çalışıyor. Sonuç olarak ne kalıcı bir bilgi ediniyorsunuz ne de artık uzun süreli bir metni okuyabiliyorsunuz. Dahası, daha da az, daha da kısa sürede her şeyi tamamlamak istiyorsunuz. Örneğin, Twitter üzerinden haber okumaya başladığınız zaman artık farklı haber kaynaklarından daha detaylı bilgi almak istemiyorsunuz. Her şeyi üç cümle ile öğrenmek sizin için yeterli bir hale geliyor ama araştırmak, bir bilgiden emin olmak, üzerine fikir yürütebilmek, anlamak bu şekilde gerçekleşemez ve üstelik zaten size yetmez de ama devam ediyorsunuz. Neden? Çünkü, bu durum artık bir alışkanlığa dönüşüyor ve zaten hayatınızın bir çok farklı alanında da gerek reklamlarla, gerekse çevrenizdeki insanların yansıtmalarıyla bu hız ve tüketim etkisine maruz kalıyorsunuz. Tüketen olmaya başladıkça siz de aynı şekilde farklı yaşamları bu yönde etkiliyorsunuz ve ilişkiler, anlamlar ,değerler toplumca değişmeye başlıyor. Aslında, farkında olmamız gereken en temel şey tüketimin bizi kendi hızından daha yüksek bir hızla tüketiyor. İnsanlar ile aramızdaki mesafeler artıyor, anlamlar azalıyor, maddi unsurlar ön plana çıkıyor. Hatta çektiğiniz bir fotoğrafın beğenileri ile kendimizi değerli hissetmeye başlıyoruz. Bunu farkına vardığımız an değiştirmek adına adımlar atmalıyız. Örneğin, ben de sosyal medya kullanımımı en aza indirmem ve kitap okumaya daha uzun zaman ayırmam ile birlikte hem dikkatimi topladım hem de yavaşlayarak ve sindirerek öğrenmenin hatta öğrendiklerimi anlatmanın ne kadar keyifli olduğunu hatırladım.

Sonuç olarak, sadece tüketen değil üreten de olabilmek adına kapıldığımız döngülerin farkına varıp, bilinçli bir tüketici olma yolunda emin adımlarla ilerlemeliyiz. Yaşamlarımız hızla tüketilmeyecek kadar değerli. Üstelik kime ve nereye yetişmeye çalıştığımızı bazen durup kendimizle bir konuşmalıyız. Yoksa insan ne onu seveni görür, ne yardım isteyeni ne de yaptığı işin içerisindeki anlamları. Dünya sadece boş ve renksiz bir madde olur. Oysa, Dünya küçük anların taşıdığı büyük anlamlarla örülü rengarenk bir yaşam alanı. Onu daraltan, bizim bakış açımız. Yetişmeye çalıştıklarımızla daralan bakış açımız Dünyamızı da küçültüyor. O yüzden zaman zaman biraz durup kendimizi ve değerlerinizi hatırlayıp, nedenlerimizi sorgularsak, aslında göreceğiz ki hızlandığımızda değil, yavaşladığımızda her şey birbirini tamamlıyor. Minik bir gülümseyiş, tatlı bir günaydın, içten bir nasılsın deyiş, fırtınalı bir havanın ardından açmış olan minik bir papatyayı fark ediş aslında dış dünyanın stresine karşı iç huzurumuzu koruyor. Ne kadar minik anlar ama aslında ne kadar da büyük etkileri var. Hızla hareket eden Dünyamızda bizi durdurmaya ve kendimizi anlamamızı, karşımızdaki kişileri anlamamızı sağlamaya yetiyor güçleri. Farkında olalım küçük anların taşıdığı büyük güçleri ve sahip olduğumuz anların içerisinde bilinçli bir tüketici olarak var olmaya çalışalım. O zaman belki azalan değil artan, tükenen değil aydınlanan ve aydınlatan oluruz.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu