Genel

Zamanda Ufak Bir Gezinti: Back to the Future

1980’lerde bilimkurgu denilince birçoğumuzun aklına gelen filmler arasında önemli bir yer tutar Back to the Future serisi. Senaryosunu Robert Zemeckis ve Bob Gale’in birlikte yazdığı ve Zemeckis’in yönettiği bu başarılı üçleme çıktığı andan itibaren tüm dünyada büyük ses getirdi. Aslında birçok başarılı sanat eserinde de duyduğumuz gibi Back to the Future da yayımlanmadan önce defalarca reddedilmiş ve Zemeckis’i kapı kapı dolaşmak zorunda bırakmıştır. Marty McFly isimli bir gencin zaman yolculuğunu ele alan bu filmin kadrosunda Micheal J. Fox, Christopher Lloyd ve Lea Thompson gibi isimler yer alıyor. Beyaz perdede gördüğümüz diğer zaman yolculuklarından biraz farklı olan bu filme biraz daha yakından bakalım.

Back to the Future, 1985 yılında Amerikalı bir genç olan Marty McFly’ın başından geçen ilginç olaylar dizisini anlatıyor. Dr. Emmett Brown (Yazının bu kısmından sonra Doktor olarak anılacaktır) tam anlamıyla çatlak bir bilim insanıdır ve buna ek olarak da Marty’nin çok yakın bir dostudur. Çatlak bir bilim insanı olmanın gerektirdiği her şeye sahiptir Emmett Brown; beyaz saçlar, pörtlek gözler, laboratuvar önlüğü ve tabii ki ilginç deneyler. (Bir de Einstein isimli bir köpeği vardır) Yaptığı deneylerden en ilginci de şüphesiz DeLorean markalı bir spor arabayı zaman makinesine dönüştürmesidir. Zamanda yolculuk edebilmek için bu arabanın saatte 88 millik bir hıza ulaşması ve 1.21 gigawatt gibi devasa miktarda bir güce ihtiyacı vardır. Doktor bu güce ulaşmak için Libyalı bir grup teröristi kandırır ve kendisine bomba imalatı için verilen plütonyumu DeLorean’ın içine yerleştiği manyetik ışık kondansatörünün yakıtı olarak kullanır. Öncelikle Einstein (Doktor’un evcil hayvanı) ile denenen zaman yolculuğu Einstein’in geleceğe gidip sağ salim dönüşüyle birlikte başarıyla gerçekleşmiştir ve Doktor’un hep hayalini kurduğu geleceğe yolculuk ile arasında hiçbir şey kalmamıştır. Tam bu sırada Libyalı terörist çetesi Marty ve Doktoru bulur ve oracıkta Doktor’u kurşun yağmuruna tutar. Ne yapacağını şaşıran Marty ise DeLorean’ın içine biner ve kaçmak için gaza basar. Bu kovalamaca esnasında saatte 88 mil hızına ulaşan Marty manyetik ışık kondansatörünün da desteği ile zamanda yolculuk yapar. Fakat bir sorun vardır, zaman makinesi tam 30 yıl öncesine yani 5 Kasım 1955 tarihine ayarlıdır ve Marty de 30 yıl geriye gider. Kendine bunun kötü bir rüya olduğunu söylemesine rağmen durum öyle değildir. Geçmişteki annesi, babası ve Doktor ile tanışan Marty kendi zaman dilimine dönmenin yollarını arar.

Yüksek temposu, müzikleri ve klasikleşmiş tiplemelerinin yanı sıra kendi içinde kendine yaptığı göndermelerle de izleyicilerin gönlünde taht kazanmıştır Back to the Future. Marty McFly’ın filmin ilk sahnelerinde tarihin değişmediğine vurgu yapan okul müdürüne cevabı buna örnek gösterilebilir. Kuşaklar arası bir köprü kuran bu filmde her yaştan insanın izlerken kendine ait bir parça bulabileceğini düşünüyorum.

Kimi bilimkurgu filmini çok masalsı bulurken kimisinin de izleyiciyi teknik detaylara girerek boğduğunu düşünüyorum. Bir bilimkurgu filmini yazarken de en büyük zorluğun bu dengeyi tutturmak olduğu kanısındaydım aslında. Back to the Future da bu konunun en güzel örneklerinden birisidir. İzleyiciye bunun bir peri masalı olmadığını, bir bilimkurgu filmi olduğunu gösterirken aynı anda sizi fizik kurallarına boğmaktan da kaçınır. Manyetik ışık kondansatörünün filmde kullanılması ve bunun yakıtı olarak da plütonyumun seçilmesi filmin sihri konu almadığını bize hatırlatır fakat daha fazla detaya girmez.

Kimi eleştirmenler tarafından vizyona girdiğinden beri sertçe eleştirilmiş olsa da çeşitli kuşaklardan tutkulu bir kitleye sahiptir Back to the Future. Bu yazımda size serinin sadece ilk filminden bahsetmiş olsam da aslında Back to the Future bir üçleme ve yine zamanda yolculuğunu konu alan iki filmi daha var.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu