GenelKültür & Sanat

NİL’İN KRALİÇESİ KLEOPATRA

En büyük hayali Mısır ve Roma İmparatorluklarını birleştirmek olan, çevresinin nefretini kazanmış, belki de kıskanılmış bir kadın… Yüzyıllardır insanlığın dilinden düşmeyen imparatoriçe… Hayatı tarih sayfalarında gerçek yüzüyle anlatılmamış son firavun…

İskenderiye’de doğan Yunan asıllı Kleopatra, Mısır tahtının varislerinden biriydi. O sıralarda Mısır halkı, hanedanın firavun soyundan geldiğine inanıyordu. Firavun soyunun tükenmemesi ve gelecek nesillerin Mısırlılarla karışmaması için aile dışından biriyle evlenmek yasaklanmıştı. Babasının ölümüyle henüz 15 yaşındayken, 9 yaşındaki erkek kardeşi Ptolemaios ile evlenen Kleopatra iyi bir diplomattı. Hanedanın içerisinde Mısır dilini bilen tek üye olmakla birlikte 8 dil daha biliyordu. Halkın refahını arttırmak için o döneme göre ileri düzeyde su kanalları yaptırmıştı. Ancak kardeşleri arasında çıkan taht kavgaları sonucunda Mısır’ın güneyindeki Nil Vadisi’ne sürgüne gönderildi. Bu sürgün onun Roma İmparatoru Sezar ile tanışmasına neden oldu.

Rivayetlere göre kendini bir halıya sardırarak imparatorun huzuruna çıkmayı başaran Kleopatra, zekâsı ve cesaretiyle Sezar’ı derinden etkiledi. İkisi arasındaki aşk gün geçtikçe kuvvetlendi. Mısır’a yanında Sezar ile dönen Kleopatra Mısır tahtının yegâne sahibi oldu. Sürgüne gönderilmesindeki en büyük etken olan kardeşi gizemli bir şekilde Nil sularında ölü bulundu. Bir süre sonra Kleopatra’nın kâğıt üzerinde erkek kardeşiyle evli olduğu halde Sezar’ın çocuğunu dünyaya getirmesi halkın tepkisine neden oldu ve Sezar Mısır’dan ayrıldı. En büyük amacı Roma ile eski Mısır’daki firavun gücünü yeniden ortaya çıkarmak olan Kleopatra, tüm dünyayı hakimiyeti altına alabileceği bir imparatorluk kurmak istiyordu. Büyük İskender’in de hayali olarak bilinen bu imparatorluğun başında Sezar’dan olma oğlu Sezarion’un bulunmasını hedefliyordu.

Sezar’ın bir suikaste kurban gitmesinin ardından Roma bir konsül tarafından yönetilmeye başlanmıştı. Konsül üyelerinden biri olan Marcus Antonius doğudan sorumlu komutan olarak Mısır’a gelmiş ve Kleopatra ile tanışmıştı. İkilinin kısa sürede birbirine âşık olması büyük tepkilere sebep olmuştu. Çünkü Antonius, konsülün diğer bir üyesi olan Octavius’un kız kardeşiyle evli ve iki çocuk sahibiydi. Octavius; Kleopatra ve Antonius’un iyice güçlenmesini istemiyor ve kız kardeşinin öcünü almak istiyordu. Olası bir savaşa karşı donanmalarının yetersiz kalacağını düşünen Antonius deniz savaşı değil kara savaşı istiyordu. Ancak Octivius’un savaşı denizden başlatması Antonius için büyük dezavantaj olmuştu. Kleopatra’nın Antonius’a destek olmak amacıyla gönderdiği filo savaşın başında geri çekilmiş ve Antonius’un kesin yenilgisine sebep olmuştu. Yaralı bir şekilde Mısır’a geri dönen Antonius, sevdiği kadın olan Kleopatra’yı hainlikle suçlarken can vermişti. Esir düşmemek için mi yoksa Antonius’un acısına dayanamadığı için mi bilinmez, kendini zehirleyerek intihar eden Kleopatra, hareketli hayatı ve inanılmaz kişiliğiyle hala insanların dilinden düşmemektedir.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu