Röportajlar

Yolda bi’ Blog

Merhabalar, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

 Ben Asya. İstanbul Hukuk mezunuyum. İstanbulda yaklaşık iki sene avukatlık yapmış daha sonra Almanya’ya gelmiş otuz yaşında bir insanım. Beş yıldır Almanya’da yaşıyoruz. Aynı zamanda Umut ile beraber yine yaklaşık beş yıldır hem çalışıp hem de kendi blogumuzu yürütüyoruz. 

Ben de Umut Karakuş. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümü mezunuyum. Hayatım hep İstanbul’da geçti. Ama Asya ile tanıştıktan bir yıl sonra yüksek lisans için Almanya’ya taşınmaya karar verdik. İlk önce Frankfurt’a daha sonra iş için Münih’e taşındık, şimdi en son durağımız da Berlin oldu. Bir süre daha buralardayız. Bende Yolda bi’ Blog’un diğer yarısıyım. 

Sosyal medya hesaplarınızdan gördüğümüz kadarıyla şehir şehir, ülke ülke geziyorsunuz. Bu bizce birçok insanın yapmak istediği bir şey. Sizin ülke ülke gezme serüveniniz nasıl başladı?

 Asya: Benim gezme serüvenim üniversitede başladı. Bir gün mailime bir dernekten mail geldi. ‘’Romanya’da Avrupa Birliği Projemiz var katılmak ister misiniz tüm masraflar karşılanacaktır.’’ Şeklinde. Daha önce hiç yurt dışı tecrübem yoktu. İngilizcem de orta seviyedeydi. O gün o projeye başvurdum ve kabul edildim. İlk yurt dışı deneyimim böyle olmuştu. Daha sonra bu projeleri keşfettim. Avrupa Birliği Projeleriyle aslında ücretsiz gezilebilineceğini keşfettim. Bu projeler sayesinde üniversite bitene kadar yaklaşık 25-30 ülke gezdim hiç para harcamadan. Üniversite bittikten beş altı hafta sonra Umut ile tanıştık. Ve fark ettik ki birlikte yapmayı en sevdiğimiz şey gezmek. 

Umut: Bende bebeklikten beri ailemin işinden dolayı sürekli şehir şehir dolaşan biriyim. Herhalde birazda ondan dolayı. Asya’nın da dediği gibi o zaman hem okuyup hem çalışıyorduk. Ve bir şekilde hobilerimize zaman ayırmaya çalıştık. İşte bütün gelirimizi buraya kanalize etmeye başladık ve ilk tatilimizi de Yunanistan’a yapmıştık. Tanıştıktan bir iki ay sonra otobüsle Yunanistan’a gitmiştik. O zaman bütçemiz ona el veriyordu. Ama daha sonra da bu bizim hem hobimiz bir yerden sonra da yaşam tarzımız haline geldi. Ve şuan blogumuzu da bunun için bir aracı olarak kullanıyoruz. 

Kendi imkanlarınızla gezerken rotanızı neye göre belirliyorsunuz? 

Aslında zamanla değişen bir şey. Öğrenciyken daha çok ekonomik olarak düşünüyorduk. Çünkü kısıtlı bir bütçemiz vardı.  Daha sonra çalışmaya başladıkça daha çok zevk alacağımız şehirleri, ülkeleri tercih etmeye başladık. Bir yerden sonra da işin içine blog ve sosyal medya da girince daha çok deneyim odaklı gezmeye çalıştık. Yani daha önce deneyimlemediğimiz şeyleri deneyimlemeye çalıştık. Mesela İzlandaya gidip kuzey ışıklarını görmek, Peru’ya gidip Machu Picchu’ya çıkmak, Kars’ta bir şeyler yemek istemek gibi. Tamamen böyle yaşamaya başladık. Daha sonra tabii yıllar içinde iş ortaklarımız da olunca bir kısmını kendimiz seçmediğimiz ama kalanı tecrübe odaklı bir hâle döndü diyebiliriz. Ama şunu söyleyebiliriz ki öğrenciyken hayatımızda hiç konfor aramadık. Yani leş gibi hostellerde kaldığımızı hatırlıyoruz. 😊 Ama yine de çok zevkliydi.

Alışkın olmadığınız bir kültürle karşılaştığınız zaman başınıza gelen ilginç olaylar oldu mu?

Meksika’da olmuştu. Polis silah zoruyla bizden para almıştı. Arkadaşlarla gece otelimize dönerken, bir arkadaşımız kendini daha fazla tutamayacağını söyleyip bir kenarda tuvaletini yapmaya başladı. 😅 Ve o sırada polis geldi ama böyle pikapla makineli tüfeklere falan geldi. Sonra bizi kenara çekti ve bize sokağa işemenin cezasının 300 dolar olduğunu söyledi. Ama orada asgari ücreti falan düşününce bu para Meksika’da çok büyük bir para. Biz bu parayı veremeyeceğimizi biliyorduk. Biraz tartıştık falan da hatta ama sonra polis bize silah çektiği anda tamam bu parayı vermemiz lazım yoksa burdan çıkamayacağız dedik. O akşam polise 300 dolar vermiştik ve karşılığında makbuz falan hiçbir şey de almadan. Ama genele vurursak bazen iyi bazen kötü şeyler olabiliyor. Mesela İsviçre’ye gidiyorsun orada tam tersi bir ayrımcılık, bedava olmayan şeyler bedava olduğunu görüyorsunuz. Sonsa mesela Prag’a gidiyorsunuz orada da açlıktan dolayı polisin dahil haraç kestiğini görüyorsunuz. Ya da Küba’ya gidiyorsunuz hiç tanımadığınız birisi sizi evine davet ediyor. Ama şöyle bir şey var şimdi sorsanız bana Meksika’ya gitmek ister misin tekrar diye kesinlikle gitmek isterim. İnanılmaz bir deneyimdi. Her gittiğin yerde iyisiyle kötüsüyle bir tecrüben oluyor.

Aslında bize bölümlerinizden bahsettiniz. Ama şu an yaptığınız mesleklerinizden ve kariyer hayatınızdan biraz daha detaylı bahsedebilir misiniz?

Asya:  Ben hukuk mezunuyum. Türkiye’de iki sene avukatlık yaptım. Yüksek lisans için Almanya gitmek istediğimizde Finans okumaya karar verdim. Ve Frankfurt’ta Finans okudum. Daha doğrusu hukuk yüksek lisansı yaptım ama finans alanında. Orayı bitirdikten sonra anladım ki Almanya’da avukatlık yapamıyorum. Yapabilmem için sekiz sene daha okumam gerekiyor. Zaten yaka silkmiş bir şekilde gitmiştim avukatlıktan. Daha sonra FinTech’i (financial technology) keşfettim. Ve bundan yaklaşık üç buçuk sene önce bir finansal teknoloji şirketine asistan olarak girdim. Bu şirkette hukuka uygunluk departmanında çalışa çalışa şimdi Berlin’deki bir şirkette compliance alanını yürüttüğüm bir ekibim var. Yani hukuktan çok uzak bir iş yapıyorum diyebilirim.  

Umut: Bende son zamanlarımda Türkiye’de mimarlık yapmamaya karar vermiştim. Sevdiğim bir meslek zaten ama Türkiye’de yapmak hayal ettiğim gibi değildi. Hayal ettiğim daha çok sanat dalına yönelmekti. Bu sebeple Almanya’ya yüksek lisansa geldim. Küçük bir okul ama çok büyük bir networku olan ve aslında sadece sanat işi yapan okula gittim. İki yıl master yaptıktan sonra bu alanda kalmak istediğime karar verdim. Daha sonra yine bu alanda çalışan bir ofis buldum. İşte şu an opera ve tiyatro binası yapıyoruz Amanya’da. Ama ikimiz içinde şunu söyleyebilirim kesinlikle bir gün kendi işimizi yapmak istiyoruz. 

Hem çalışıp hem gezmek sizi zorluyor mu? Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Evet zorluyor ama fiziksel olarak değil çünkü çok severek yapıyoruz. Ama blogun yıllar içinde geldiği yere baktığımızda artık bu bizim ikinci işimiz haline geldiğini görüyoruz. Ve bunun içerik kısmı, insanlarla uğraşma kısmı, planlama kısmı birazcık yoruyor. Ama bu bizim için bir hayat tarzı olduğu için kafamız bu yüzden çok rahat. Bu yönden bakacak olursak aslında bizim için hiç zor olmuyor. 

Sosyal medya ve blogu çok aktif kullanıyorsunuz. Hep içerik üretiyorsunuz. Mesela bir yere giderken orayla ilgili içeriklerinizi önceden planlıyor musunuz yoksa gittiğiniz yerde mi gelişiyor?

Aslında iki türlü de yapıyoruz. Ama belli başlı şeyleri kaçırmamak adına mesela gideceğimiz yerde yapılması gereken önemli bir şey varsa, gitmemiz gereken önemli bir restoran varsa  onları deniyoruz. Ama kendimiz keşfetmeye de çalışıyoruz. Tabii ki içeriklerimiz planlı oluyor. Orda ne tür bir YouTube videosu çekileceği, ne tür araştırmalar yapılması gerektiği, çoğu zaman hatta hava kötüyse ne tür kıyafetler giyeceğimize kadar planlıyoruz. Şöyle bir şey var; içerik üretmek düşünüldüğü kadar kolay bir şey olmuyor. Gitmeden birkaç gün önce oturup nerelere gideceğimizi, nereleri görmemiz gerektiğini, neleri anlatmamız gerektiği üzerinde konuşuyoruz. Geziden önce de bir mesai harcıyoruz aslında.

Instagram hesabınız hakkında bir soruyla devam edelim. Orada gördüğümüz fotoğrafların açıları, kaliteleri gerçekten çok güzel. Profesyonel yardım alıyor musunuz yoksa fotoğraflarınızı kendiniz mi çekiyorsunuz?

Umut: Bugüne kadar hiç profesyonel yardım almadık. Hepsini kendimizi zamanla geliştirerek biz çektik. Hatta çok iyi hatırlıyorum İzlanda’ya gitmeden önce çünkü İzlanda bizim için büyülü bir yerdi oturup bir hafta boyunca Udemy’den veya internet üzerinden eğitim videoları izledim. Nasıl fotoğraf çekilir, kareler nasıl yakalanır, ışık nasıl ayarlanır, bunlar üzerinde baya kendimizi geliştirmeye çalıştık ve zamanla zaten oturup konuşuyoruz hani bu fotoğrafın şurası kötü olmuş diğerinde bunu yapmayalım. Zamanla üstüne koya koya kendinizi geliştiriyorsunuz diyebilirim.

Asya: Ekipman olarak da böyle çok basit şeylerle başladık. Sonra zamanla bu bizim artık işimiz sayılacak bir boyuta gelince markalara da dijital içerik üretmeye başladıktan sonra zamanla gelişen bir şey.

Almanya’ya giderken Almanca seviyeniz nasıldı? Almancanızı nasıl geliştirdiniz?

Umut: Buraya gelmeden önce Almancamız yoktu. Ben lisede ikinci dil olarak Almanca görmüştüm, İngilizce ilk dil olarak veriliyordu.

Asya: Benim de öyle idi.

Umut: Ama orada da haftada iki saat ile hiçbir şey öğrenemiyorsun. Kaldı ki devlet okullarında biraz daha düşüktü o kalite. Geldiğimizde kısacası Almancamız yoktu. İlk yıllarda Asya hızlı bir şekilde kursa gitti öğrendi sonra bıraktı. Sonra ben işe girdim. Ben ilk başta İngilizce olarak başladım işe sonra aradan dört beş ay geçtikten sonra bana dediler ki Umut sen bir kursa git ve parasını biz ödeyeceğiz dediler. Ben de tamam dedim. Kursa gittim üç dört kur gittim sonra bıraktım çünkü çok zor oluyordu iş hayatıyla. Ondan sonra tamamen ofiste konuşa konuşa ilerledim. Şu an Almanca konuşarak çalışıyorum.

Asya: Şu an Umut’un ofisinde İngilizce bilen yok galiba.

Umut: Evet, İngilizce bilen yok.

Asya: Benim de tam tersi. Benim çalıştığım şirkette, galiba şirket genelinde Alman yok. Alman varsa bile bir Alman bir Almanla İngilizce konuşuyor. Umut şuan tamamen Almanca konuşuyor, benim Almancam kendime kadar ben tamamen İngilizce ile devam ediyorum.

Umut: Ama Almanca gerçekten zor bir dil. Burada çalışmayı düşünüyorsanız Almanca çok büyük bir avantaj. 

Asya: Ama bölüme göre de değişir.

Umut: Yine de seni diğer meslektaşlarından öne geçirdiği kesin.

Peki sizin ülke olarak Almanya’yı seçmenizde belirli sebepler var mı?

Asya: Okulların ücretinin uygun olması, burs seçeneklerinin olması, okulların kaliteli olması, mezun olduktan sonra çalışma vizesi almanın daha kolay olması. Aslında o kadar da düşünmedik. Şöyle bir baktık nedense direk Almanya’ya yöneldik. Fiyatlarını, eğitim koşullarını karşılaştırdığınızda Almanya’daki okullar çok daha kaliteli. Almanya olmasaydı muhtemelen Londra’ya giderdik.

Umut: Almanya’yı tercih edişimiz biraz da duygusaldı. Ailelerimize, arkadaşlarımıza yakın olalım, Türkiye’ye istediğimiz zaman geri dönebilelim diye seçeneklerimiz arasından Kanada ve Amerika’yı elemiştik. Avrupa düşünmüştük. Hollanda, İrlanda ve Almanya imkanımız vardı. Biz Almanya’yı seçtik çünkü okullar diğerlerine kıyasla daha iyiydi.

Almanya’da eğitim ve çalışma hayatınızda, sosyal açıdan yaşadığınız zorluklardan bahseder misiniz?

Umut: Okurken hiçbir zorluk yaşamadım. Çok profesyoneller. Gerçekten birçok insan ne yaptığını biliyor ve bu sizin işinize çok yarıyor. Bir sistematiği var, oturmuş bir sistem bu ve siz o sistemin bir parçası oluyorsunuz ve kolayca entegre olabiliyorsunuz buna. O yüzden akademik hayatta ben hiçbir şekilde zorlukla karşılaşmadım.

Asya: Ben kendi disiplinsizliğin açısından yaşadığım şeyler haricinde okulun kendisinde hiçbir sıkıntı yaşamadım diyebilirim .Benim gittiğim bölüme bir sürü farklı bölümden insanlar geliyordu. Ankara Hukuk, İstanbul Hukuk gibi devlet okullarından ve farklı ülkelerin kolejlerinden gelen insanlar vardı. Gerçekten ben İstanbul Hukuk’a kıyasla oradaki master eğitimini çocuk oyuncağı olduğunu düşündüm ve dedim ki benim okuduğum lise bile buradan zordu o kadar kolay geldi.

Umut: Asya yata yata geçti diyebilirim ben.

Asya: Evet, yata yata masterı bitirdim diyebilirim. İstanbul Hukuk’ta dört saatlik sınavlarda 16 sayfa yazıp 10 puan aldığımı biliyorum. 0 alanlar bile olduğunu biliyorum. Çünkü o zamanlar İstanbul Hukuk’ta daha yoruma dayalı, sizin kafanızı daha çok çalıştırmaya yönelik bir sistem vardı. Burada biraz daha ezbere dayalı daha sistematik şekilde ilerleyen bir düzen var. Bu bana daha kolay gelmişti. Zorlananlar oldu ama genelde yurtdışındaki kolejlerden gelenlerdi onlar.

Yurtdışı ile Türkiye’yi kıyasladığınızda çok farklı dediğiniz şeyler var mı?

Asya: Almanya’da belirli bir medeniyet seviyesinin üzerinde yaşamak tabii ki üste çıkıyor. Mesela bir kadın olarak sokakta kendimi asla tedirgin hissetmemem, düşünce ve fikir özgürlüğü olması, gazetecilerin içerde olmaması. Sosyal alanlarda Almanya özgürlük açısından çok öne geçiyor. Maddi kısmına çok takılmıyorum. Almanya’da çok daha fazla para kazanılmasına rağmen masrafın da fazla. Almanya’da ben euro kazanılarak zengin olunduğunu düşünmüyorum .Onun dışındaki çalışırken çalıştığının hakkını alamayan yoktur, öyle bir sıkıntı yok. Türkiye’de çalışıp hakkını alamamak diye bir durum var ya burada Almanya’da hakkın neyse onu alıyorsun. Daha fazla alıp zengin olmuyorsun ama Türkiye’deki gibi bir ay çalışıp da ayın sonunda patronunun senin maaşını ödememesi gibi, stajyerlerin bedava çalıştırılması gibi durumlar yok. Medeniyet seviyesi olarak farklı diyebiliriz zaten bizi burada tutan şeylerden birisi bu.

Umut: Asya’ya kesinlikle katılıyorum. Bunlar ayrı şeyler. Maddi olarak gerçekten belli bir standardın oluyor, yaşam kaliten olabiliyor. Belki Türkiye’den bir tık daha iyi olabilir ama zengin olmuyorsun orası kesin. Türkiye’nin iyi yanı ise bence kesinlikle sosyal yaşam. Eğer gerçekten bu sizin için çok önemli ise yurtdışına çıkmak size biraz zorlayabilir. İlk başlarda bizi zorladı çünkü tamamen arkadaş ve aile çevresi bağımlısı insanlarız. İnsanları seviyoruz biz. Türk insanını o yüzden Türkiye’de yaşamanın öyle bir avantajı var. Bir de yemekleri. Tamamen duygusal kısmı diyebilirim. Daha pragmatik daha maddi bakıyorsanız Almanya çok avantajlı ama duygusal bakıyorsanız bence Türkiye bizce daha doğrusu daha iyi.

En çok beğendiğiniz şehir/ülke ve bir daha asla gitmeyeceğiz dediğiniz şehirler/ülkeler var mı?

Asya: İkimiz için de farklı  beğendiğimiz yerler var. Çok çok sevdiğimiz yer Avrupa’da Lizbon. Çok seviyoruz. Seçeneğimiz olsa gerçekten Lizbon’da yaşardık. Genel olarak dünya çapında baktığımızda benim en sevdiğim yer Bali, Umut’un İzlanda. Sevmediğimiz yer neresiydi?

Umut: Prag. Prag bence çok güzel şehir ama çok abartı olduğunu düşünüyoruz, çok daha güzel yerler var.

Asya: Benim sevmediğim bir de Ukrayna var.

Umut: Belçika’nın şehirlerini pek sevmiyoruz.

Asya: Evet, Brüksel’i filan pek sevmiyoruz.

Türkiye’de de oldukça fazla yere gitmişsiniz aslında. Türkiye’de çok beğendiğiniz bir yer var mı?

Asya: Bence bir tane söyleyebiliriz Kars. Onun dışında Kaş’ı da çok seviyoruz.

Umut:  Türkiye’nin güneyi güzel Datça, Kaş gibi yerler.

Kars’a trenle mi gittiniz?

Asya: Evet trenle, Doğu Ekspresi ile gitmiştik. Kışın gitmiştik.

Umut: Ki bizim gittiğimizde kar çok fazla yoktu ama çok karlı olduğunda da inanılmaz güzel oluyor.

Asya: Kültür olarak çok güzeldi yemekleri, insanları.

Umut: Karadeniz de çok güzeldi.

Asya: Gittiğimiz her yer güzeldi.

Umut: Planlarımız var Türkiye ile ilgili. Pandemi olmasaydı Güneydoğu planlarımız vardı. Ama işte biraz sekteye uğradı.

Korona bittikten sonra ilk gitmeyi planladığınız yer neresi?

Asya: O kadar çok var ki.

Umut: Türkiye’de Güneydoğu Anadolu, Avrupa’da Norveç ya da İsveç.

Asya: Dünya çapında da Peru. Hatta biletimiz vardı Peru’ya, yandı. Geçen sene nisan ayı için bilet almıştık. Pandemiden dolayı gidemedik. ☹

Biz öğrencilere daha uyguna ve keyif alarak gezmemiz için tavsiyeleriniz var mıdır?

Umut: Avrupa Birliği Projeleri.

Asya: Kesinlikle! Bununla ilgili bizim videolarımız, yazılarımız var, önerdiğimiz dernekler var. Ben bütün arkadaşlarımla 25-30 tane asla bir daha gitmeyeceğim ülkeleri gezmiş bir insan olarak kesinlikle bunu öneririm. Hatta bunun uzun süreli ayağı olanlar var.

EVS Avrupa Gönüllü Hizmeti bir yıllığına gidiyorsunuz ve bütün masraflarınız karşılanıyor ve üzerine para alıyorsunuz cep harçlığı şeklinde. Kesinlikle bu projelere dahil olmayı öneriyoruz.

Umut: Öğrenciyken bence konfor düşkünü değilseniz Avrupa’nın her şehrini gezebilirsiniz. Ama daha da ucuz olsun diyorsanız Lizbon bence çok ideal.

Asya: Evet, ya da Balkanlar.

Umut: Portekiz, Ukrayna, Slovenya, Slovakya.

Asya: O zaman yaptığımız şeyleri hatırlıyorum hiçbir şekilde yormuyordu, zor gelmiyordu; 100 tane aktarmalı uçakla gitmek, hostellerde kalmak, öğle yemeklerini marketlerden geçiştirmek. Bunlar sizi yormadığı sürece gerçekten her yeri ucuza gezersiniz. Eğer hostellerde kalmak, öğlen yemeklerini marketten geçiştirmek sizin için sorun değilse bence Balkanlar başlamak için müthiş bir destinasyon.

Umut: Öncelik meselesi bu, görmek önceliğiniz ise kesinlikle yemeği marketten alıyorsunuz işte peynir alıyorsunuz, zeytin alıyorsunuz ekmek arasına koyuyorsunuz ve öğle yemeğiniz 1 Euro’ya gelmiş oluyor. İşte akşam yemeğini başka türlü geçiştiriyorsunuz ama daha çok yer görmüş oluyorsunuz. Tabii bu da tercih meselesi ama bence gitmek isteyen için Avrupa’nın her yeri uygun. Bizim için hala daha çok yer görmek önceliğimiz. İzlanda’ya gittiğimizde biz her akşam makarna yedik.

Asya: Sonra unutuyorsunuz ne yiyip ne içtiğinizi gördükleriniz size kalıyor.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu